Nerden Girdi İçimize Hafif GTM Şarkıları?… Dr. Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 2849 | En Son Okunma: 14.10.2019 - 01:01
Kategori: Fikir Yazıları, Toplum ve Müzik, Uçan Balonlar

Müziğin de hafifi mi olurmuş? Oldu işte… Bir yanda ağırcılar, bir yanda hafifçiler; bir yanda fanteziciler, bir yanda beste’ciler… Kâr’cılar zaten kalmadı… Nerden girdik bu kutuplaşmalara, sürekli; geçmişin geçmişinin özlemlerine?…

Köylü, köyünün çayırlarında mutludur, şehirli asfalta dönüşmüş kaldırım taşlarında. Herkesin bir mutluluk arayışı var, geçmişinin izlerinden kaynaklanan. Hepsi de bir şartlanma. Ne gördüyse O’nu istiyor. Ne verdilerse O’nu…

Herkese aynısını vermiyorlar ki bu dünyada.

Aldığımızla ve karşımızdakini aldıklarıyla değerlendirmesini öğrenemediğimiz sürece biz daha çok “benim müziğim, senin müziğin” sevimli çatışmalarını yaşıyacağız.

Peki, Sevdalılar burada. Öyleyse Aşık’lar, Ozan’lar, Baksı’lar nerede?…

Hacı Arif Bey de hafifsenmişti bir zamanlar. Zakirbaşı da hayıflanıyordu “heyhat, 3000 eserle zakirbaşı oldu (xx kişi) diye”. İsmail Hakkı Bey de öyle, Ali Rifat Çağatay da.

Peki ya Saadettin Kaynak’a ne demeli?

Yeniyi önce kabul etmemece, arkasından gelen torunlar tarafından baş tacı edilmece.

Kentleşme ve geleneksel kültürün savaşımı bu olsa gerek.

Kentleşme, geleneği içinde eritiyor. Ama kimse kentleşmenin nimetlerini yadsımıyor…

Hep yaşadılar bu süreci… Hala yaşıyoruz.

Kiminin sevgilisi arı oldu, petek oldu. Kimisi de kederinden öldü.

Ne yani? Plak çıktı da mertlik bozuldu mu?

Senin ne dediğin 200 yıl öncesinden belli…

Seyir, yirmidört, tetrakord, ellidört belki de doksandört. Avazeler, terkibler, şubeler.

Nota bol olmasına bol da, hiçbirinden bestecilerimizde Eser yok.

Oysa şimdi: Müzisyen de, söz de çok…

***

Ayhan Sarı




Hoşgeldiniz