İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun TBMM Rüzgârı… Dr. Fazlı Arslan


Toplam Okunma: 3912 | En Son Okunma: 23.10.2017 - 23:35
Kategori: Konserler

Ulusal kültür dünyamızın daima saygıyla anacağı bir hizmet de, Nevzad Atlığ ile Yılmaz Öztuna’nın İstanbul devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nun kurumuyla “ilk” yapıyı oluşturma çabaları ve başarılarıdır. Kültür hayatımızın bu iki mümtaz ismi, belki kültür ve sanat hayatlarında, birçok özelliklerinden dolayı, yüksek seviyelerde taltifler gördüler… Ancak, “doğrudan doğruya” İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nu kurmuş olmaları bakımından taltif edilmemişlerdi. Milli irademizin en üst noktası olan Yüce Meclisimizin Başkanlığı, Türk Musikisi Vakfı’nın temsil ettiği bir “sivil” projeye sahip çıkarak, bu önemli gecede (13.12.2007) bir araya gelmemizi sağladı….

Bilindiği gibi Atatürk’ün, “Riyâset-i Cumhur İncesaz Heyeti” adıyla, on beş yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde daima yanı başında ve el üstünde tuttuğu topluluğu, büyük hatırasının gerektirdiği ayrı mevkie koyarsak, Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, Cumhuriyet tarihimizin, devlet çatısı altında ve tam resmî statüde kurulmuş ilk Klasik Türk Müziği icra organıdır.

Nevzad Atlığ ve arkadaşlarının büyük gayretleriyle büyük ölçüde hazır hâle getirilen ancak resmi statüsü olmayan bu mûsikî icra organı, 1975 yılında, Yılmaz Öztuna’nın, dönemin hükûmetini ikna etmesiyle resmi bir kimliğe kavuştu ve son yüz elli yıllık tarihimizin ilk ve tek resmî Klasik Türk Müziği Korosu, en özet biçimiyle, bu şekilde kurulmuş oldu.
İşte program, adı geçen bu iki büyüğümüzü bu çalışmalarından ötürü devlet eliyle taltif etme amacıyla düzenlenmişti.

Sonsuz takdir duyguları ile dolu olarak, koronun resmi statüye kavuşması için gayret eden iki büyüğümüze ve emeği geçen diğer mümtaz şahsiyete, program sunucusu Bengül Erdamar’ın şu ifadelerini aynen aktarmak istiyorum:

“Eğer bütün insanlık ve medeniyet dünyasında müzik, ulusal kültürlerin ve kimliklerin en önemli unsurları arasında başta sayılıyorsa, Cumhuriyetimizin bu tarihî önemdeki ’sahipleniş tavrı’, elbette unutulmayacaktır. Ulusal kültür dünyamızın ve ülkemizin daima saygıyla anacağı tarihî önemdeki bir hizmet de, Nevzad Atlığ ile Yılmaz Öztuna’nın bu ‘ilk’ yapıyı oluşturma çabaları ve başarılarıdır. Kültür hayatımızın bu iki mümtaz ismi, belki kültür ve sanat hayatlarında, birçok özelliklerinden dolayı, yüksek seviyelerde taltifler gördüler… Ancak, ‘doğrudan doğruya’ İstanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosu’nu kurmuş olmaları bakımından taltif edilmemişlerdi. Milli irademizin en üst noktası olan Yüce Meclisimizin Başkanlığı, Türk Musikisi Vakfı’nın temsil ettiği bir ’sivil’ projeye sahip çıkarak, bu önemli gecede bir araya gelmemizi sağladı. Bu bakımdan, İstanbul Devlet Korosu olarak, Sayın başkanları şahsında Yüce Meclisimize ve Türk Mûsikîsi Vakfı’nın temsil ettiği sanat kamuoyumuza şükranlarımızı sunuyoruz.”

Programda, projeyi hazırlayıp hayata geçiren Türk Mûsikîsi Vakfı’nın başkanı Sayın Prof. Dr. Erol Belgin konuşmasında nitelikli icra edilen mûsikînin insanın beden ve ruh sağlığına yaptığı olumlu katkılardan söz eder. Arkasından projeye devletin desteğini açıkça ortaya koyan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan bir konuşma yapar.
Ancak esefle belirtmeliyim ki, değerli hazîrun arasında programın birinci davetli kitlesi olan kıymetli vekillerin azlığı da gözlerden kaçmaz.

Acizane bendeniz 35 kmlik bir mesafeden büyük bir zevkle gittim. Kısa da olsa değerli büyüklerimizle sohbet etme ve birkaç kare fotoğraf alma imkânına sahip oldum.
Değerli Osman Simav Beyefendi salonun dolu olduğunu ifade ettiler ancak o salonda çok uzaklardan gelen benim gibi sanatseverlerin de çok olduğunu ve mecliste beş yüz elli vekil olduğunu hatırlatmak isterim.

Yeri gelmişken şu anekdotu da aktarmak istiyorum:
Vaktiyle, Sayın Yılmaz Karakoyunlu milletvekili iken, kendilerine, çok iyi bildiği mûsikî eğitim kurumlarından bazılarını hatırlatarak Meclis çatısı altında ve desteği ile bir mûsikî talim ve icra organı kurulması konusunda birkaç mektup yazmıştım. Ne kadar ilgilendiklerini bilemiyorum ama o günlerde Mecliste bir koro oluşturma girişimleri olduğunu duyardık. Son birkaç yıldır amatör bir koroyu bir radyo sanatçımız çalıştırmakta ve konserler vermektedirler ancak bu çalışmanın kastettiğimiz mûsikî organı olmadığını izaha gerek yoktur. Gönlümüz İstanbul Klasik Türk Müziği Korosunun bir kardeşinin de Ankara’da olmasını istiyor.

Dönelim programa. Sıra konserin ilk eserinde. Prof. Nevzat Atlığ, 32 yıl önce kurduğu korosunun seslendireceği ilk eseri yönetmek üzere sahneye davet edilir ve bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Midilli adamızda doğan, mûsikîmizin son büyük klasik bestekârı Tanburî Ali Efendi’nin şâheserlerinden Nihâvend Yürük Semâî: “Bilmezdim özüm, gamzene meftûn imişim ben.” okunur. Eserin icrasının ardından 32 yıl önce Nevzad Atlığ ile omuz omuza bir mücadele veren Sayın Yılmaz Öztuna, konserin bundan sonraki bölümünü yönetecek olan, koronun bugünkü şefi Fatih Salgar, şükran plaketlerini takdim etmek üzere Meclis Başkanı Köksal Toptan, Türk Mûsikîsi Vakfı Başkanı Sayın Erol Belgin, sahneye davet edilir. Plaketler verilir.

Sıra koronun icra edeceği diğer eserler gelmiştir. Gönül birkaç eser daha isterdi ama programın diğer bölümleri hesaba katılarak konser bölümünün kısa tutulduğu aşikâr. Koro, şef Fatih Salgar yönetiminde ilk olarak, babadan müzisyen bir bestekârımız, Giriftzen Âsım Bey’in oğlu, ilk konservatuarımız Dârülelhan’ın müdürü ve Cumhuriyetin ilk dokuz yılını yaşayan Musâ Süreyyâ Bey’in Nihâvend şarkısı ile devam eder: “Bir gün o güzel şâd edecek rûhumu sandım.”

Sıradaki eser, “şarkı” bestekârlığının bir büyük ismine aittir. Tanzimat Dönemi’nin entelektüel çevresi içinde yer almış, Mülkiye’den mezun olduktan sonra memuriyet hayatında Devlet Şûrâsı üyeliğine kadar yükselmiş ve 1924 yılında genç yaşında kaybettiğimiz Rahmi Bey’in Nihâvend şarkısı: “Süzüp süzüp de ey melek, o çeşm-i nîm-hâbını”. Bu eserin ardından Kürdîlihicazkâr makamına geçilir. Makamın ilke eseri Hacı Ârif Bey’den sonra gelen şarkı bestekârlarımızın önde gelenlerinden birisine ait. Osmanlı Dönemi’nden Cumhuriyet Türkiye’sine geçiş döneminin kültür köprülerinden biri olan ve Cumhuriyetimizin 22 yılını yaşayan büyük bestekârımız Lem’i Atlı’ya.

Bir kendi gibi zâlimi sevmiş, yanıyormuş,
Duydum ki beni şimdi vefâsız, anıyormuş.

Ardından bestekâr-devlet adamımız Rahmi Bey’e ait;

Sana, ey cânımın cânı efendim
Kırıldım, küstüm, incindim, gücendim…güfteli şarkısı okunur. Konserin sonunda yine Rahmi Bey’in, “bir dostuna armağan” olarak bestelediği bir şarkıyla veda edilir:

Ey mutrîb-ı zevk-âşinâ
Bir şarkı yaptım ben sana
Çal, söyle eğlen daima

Uygarlığımızın müziğinden ayrı kalmayın… sözleriyle program kapatılmak istenir ancak yoğun alkışın ardından sahneden ayrılmayan koro, kendisi ile bütünleşen, Tanburi Mustafa Çavuş’un Hisarbuselik, “Dök zülfünü meydana gel.”şarkısını da okur ve program biter.

Benliğimizi, kimliğimizi borçlu olduğumuz kültürümüze ve onun en temel kurumlarının korunup geliştirilmesine hizmet eden herkese bizler de samimi şükranlarımızı sunuyor, bu programların yenilerini bekliyoruz.




Hoşgeldiniz