Popüler Kültürün Güzel Türkçe Kullanımına Etkileri…Y.Doç.Dr. Göktan AY


Toplam Okunma: 4678 | En Son Okunma: 23.11.2017 - 09:07
Kategori: Fikir Yazıları

“Dünyada kendi milli bankaları için milli yazılım üreten üç ülke var. Bunlar ABD, Japonya ve Türkiye’dir. Üniversitelerin bilişimle ilgili çeşitli bölümlerinden şimdiye kadar 132 bin kişi mezun olmuş ve bu sektörden 850 bin kişi ekmek yemektedir. Ülkemizde belki de Türkçe’nin en fazla kullanıldığı alan, bilişim sektörüdür. Türkçe, eşi emsali olmayan bir bilim dilidir aynı zamanda…”

Zamanın ünlü edebiyatçısı, roman yazarı olan ve kelime haznesini son derece zengin ve güçlü bir biçimde kullanan merhum Peyami Safa, ne kadar da haklıymış sözünde; “Dilini kaybeden bir millet, her şeyini kaybetmiş demektir!..”

Hatırlıyorum, yaklaşık 12 yıl önce TRT’nin yayınladığı, Türkiye’nin en önde gelen spiker, sunucu ve program yapımcılarının da katıldığı “Türkçe, Spikerlik, Sunuculuk, Yayıncılık Nereye Gidiyor” içerikli “Açı” adlı bir açık oturumunda, günlük hayatta kullandığı kelime sayısının 500 civarında olduğu belirtiliyordu…
  “Şimdilerde ise günlük hayatımızda konuşulan ve birbirimizle; güya anlaşmaya ve iletişim kurmaya çalıştığımız kelime haznesi, ‘maalesef’ kelimesinin de ötesinde 120’lere düşmüş durumda… Beden dilimizi, ses tonumuzu bir tarafa koyacak olursak tam anlamıyla bir Türkçe katliâmı yaşanıyor günümüzde; radyo ve televizyon kanalları yüzünden!.. Kelime haznesinin fukarâlığının yanı sıra özel radyo ve TV kanallarının çoğunda tam anlamıyla telâffuz cinayetlerinin işlenmesi de cabası…

Şiir dili olan güzelim Türkçemizi katledenleri, şuurlu birer dinleyici ve seyirci olarak masaya yatırsak bile, dili bülbül kokan o birbirinden güzel kavram, sıfat ve isimlerin nasıl can çekiştiğinin acısını paylaşmaktan öteye de bir şey yapamıyoruz (1)

Popüler kültür, geniş halk kitlelerinin benimsediği kültür demektir. İşin içine geniş halk kitleleri girince, doğal olarak hem seviye düşmekte, hem de temel hak ve özgürlüklerden sapma olasılıkları artmaktadır. “Popüler kültür sayesinde geniş halk kitleleri, seviyesi ve niteliği ne olursa olsun, kültür ögelerini, yani sanat ve edebiyatı çok daha fazla, eski zamanlarda hayal dahi edilemeyecek miktarlarda, kitlesel düzeyde tüketmeye başlıyor. Örneğin Mozart’ın beste yaptığı dönemlerde bir Mozart yapıtını dinlemek için, soyluların kendi saraylarında kurdukları orkestralardan başka bir araç yoktu. Şimdi öyle mi ya; koy bir plak, bir kaset veya bir DVD, ya da çevir bir radyo düğmesini, istediğin kadar dinle Mozart’ı, ya da Beethoven’i. “(2)
EÜ Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nde düzenlenen “Türkçe’nin Yozlaşması” konulu konferansta konuşan Prof. Dr. Gürer Gülsevin, “ Türkçe’deki yozlaşma giderek artmaktadır. Türk dilinin yozlaşmasının asıl sebebi dildeki değişiklikler değil, insanların beyinlerindeki değişikliklerdir. Yeryüzündeki bütün diller, diğer dillerle iletişim halindedir. Türkiye tarih boyunca birçok farklı kültürü bünyesinde barındırdı, ancak günümüzdeki ‘dil yozlaşması’ hiçbir dönemde yaşanmadı. Öz Türkçe olan kelimelerimiz, tümcelerimiz Amerikanlaştırılıyor. Bilerek ya da bilmeyerek yabancı kelimeler dilimize yerleştiriliyor, buna dur diyemiyoruz. Farklı dillerle iletişim halinde olmak güzel bir şeydir. Ancak kantarın topuzu kaçarsa benliğimizi kaybetmiş oluruz.”(3)

Bilindiği üzere, Türkçe’deki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçe’nin korunması ve etkin kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulun TBMM Araştırma Komisyonu, çalışmalarını yaparken bir çok uzmanı çağırdı, görüş aldı. Bu kurula bilgi veren Prof. Dr. Aydın Köksal; “Dünyada kendi milli bankaları için milli yazılım üreten üç ülke var. Bunlar ABD, Japonya ve Türkiye’dir. Üniversitelerin bilişimle ilgili çeşitli bölümlerinden şimdiye kadar 132 bin kişi mezun olmuş ve bu sektörden 850 bin kişi ekmek yemektedir. Ülkemizde belki de Türkçe’nin en fazla kullanıldığı alan, bilişim sektörüdür. Türkçe, eşi emsali olmayan bir bilim dilidir aynı zamanda. Dil olarak Türkçemiz, İngilizceye her yönden fark atar. Yabancı dille eğitimin yaygınlaşmasının oluşturduğu tehlikeye dikkati çekmek için kitap da yazdım. Türkçe’de bir kirlenmeden bahsediliyor. Türkçe’de kirlenme yok… Türkçe çöküyor. Aydınlarımız, gençlerimiz ve yöneticilerimiz, Batı’nın propagandalarına teslim oldular. Bazı insanlar, ‘Türkçedeki ğ, ş, ö ve ü harflerinden iğreniyoruz’ diyorlar. Eğer bir 20 yıl daha üniversitelerde yabancı dille öğretim devam ederse, Türkçe, silinme tehlikesiyle yüz yüze kalacak.” diyerek önemli mesajlar vermiştir.

Asırlardır Türkiye’de değişik iklimlerde ve bölgelerde yaşayan insanlarımız; yaşantılarını gereği olarak, çalışmaya- üretmeye devam etmişlerdir. “İmece” denilen ortak paylaşım yöntemi ile, “dede” ler eli ile sorunlarını çözmeye çalışan insanlarımız, bulunduğu yörenin; dilini, düşüncesini, felsefesini, acısını- sevincini paylaşmışlardır. Özellikle türküler ile kendilerini ifade etmeye çalışmışlar, yaşamın her parçasını türkülere konu etmişlerdir. Türkülerin günümüze ulaşmasında en önemli kaynaklardan birisi de “aşıklar”dır. Yörelerin “yetenekli” insanları olan aşıklar; saz çalsın çalmasın, yöre insanının yaşadıklarını dile getirmişler, köy köy dolaşarak, farkında olmadan; “taşıyıcı”,”birleştirici”, “kaynaştırıcı” rolleri üstlenmişlerdir.

İletişim çağının hızla insanları etkisi altına aldığı ve insanların dünyasının küçüldüğü bu dönemde, aşıkların beslendikleri alanlar azalmaya başlamıştır. Özellikle popüler kültürün dilimizi zorladığı, medyanın da ısrarla verdiği, içinde bulunduğumuz dönemde, dilimizi korumak ve güzel Türkçe konuşmak, özellikle gençler açısından gün geçtikçe zorlaşmaktadır.

Son zamanlarda yürümeyi, köy köy dolaşmayı bırakıp, uçaklarla gezen aşıklarımız olsa da kullandıkları malzemede yine ustalarından, çevrelerinden duydukları, kulaklarında olan kelimeler ağırlık kazanmakta; ancak yeni, günlük kelimelere de rastlanmaktadır. Her aşığın kendine göre bir söyleyiş uslubu vardır. Ancak; ne kadar farklı mekanlarda yaşasalar da, farklı şivelerle dile getirseler de konu insan olunca, ortak değerlerde buluştukları görülmektedir.

Devlet büyüklerimiz, Türkçe olimpiyatları düzenleyerek, Türkçe’nin uluslar arası bir dil olması için çaba gösterirken, daha ülkemizdeki büyük çoğunluğun güzel Türkçe konuşmaması nasıl bir tezattır? Anadolu liselerinde, Üniversitelerimizde “yabancı dil” in, her şeyin üstüne çıkarılması, baraj yapılarak gelişmenin önlenmesi, bilimselliğin kapılarının kapatılması doğru mudur? Güzel Türkçe kullanılmasını “teşvik etmek” ne demektir, ilköğretimdeki, lisedeki öğretmenlerimizin asli görevi, çocuklarımızı bilinçli ve yeterli yetiştirmek değil midir? Siz kendi kültüründen-sanatından kopuk, adeta utanan, içine kapanık, ezberci, doğru bildiğini söyleyemeyen, okumayan, üretmeyen gençlerle nereye kadar gidebilirsiniz, hangi çağdaşlığı yakalayabilirsiniz?

Bakınız, hor veya basit görülen “aşıklar” dahi, geleneği devam ettirip, sorunlarını-dertlerini, güzel Türkçe ile, hece vezni ile, sazlarının tellerine vurarak, her türlü olumsuzluğa karşın dile getirmeye devam ediyorlar.

Hiç kimse görevini bir başkasına devretmesin…Öldük, bittik, mahvolduk da demesin….Hepimizin kendi alanında sorumlulukları vardır, yapacakları vardır, az veya çok…O halde karar vereceğiz; popüler kültürün esiri mi olacağız, yoksa, geleneksel kültürümüzü (dil, din, giysi, oyun,müzik v.b.) öğrenip, onları geliştirerek ilerlemeye devam mı edeceğiz?
Burada görev, konunun bilincinde olmayanları bilinçlendirmek açısından hepimize düşmektedir…

Yazımı Türkiye Gazetesi Yazarı, Ömer Söztutan’ın köşesinden aldığım iki taşlama ile bitirmek istiyorum.

Bizim Ora…
Babo sen mezarıyda,Rahat, rahat yat, Heç bi şey umurunda değil
Amba Urfa’nın adı var gendisi yoh…,Şalvarıyn, puşin, kösdekli saatin,
Çahar -almaz silahiyn bile yoh, Müzeye galdırdılar…

Çig küfdenin de dadı gaçmış, Şindi makene yuğuruy
İçinde ne ter var, Ne de acı isot…

Devir eyle degişdi ki, Erkeler saç uzatıy, Bu da yetmezmiş gibi, Bi de küpe tahıylar.
Şalvari tanımaz,bilmezler, Yeni aldıhları pantolonları da
Dizlerinden aşağı yırtıylar,Modaymış babo…

Evlerde bi de bilgisayan makenesi var, Aha torunlarıyın işi gücü bu
Mekdepmiş,böyük adam olmahmış, Hayal oldu babo…
Sabbahe gader çet yapıylar…

Babo ben yalanız televizyonla ilgileniyem, Hadi biye müsaade şindi
Dans yarışmasında finale galmışdım, İsdanbul’a gidiyem…
  (…Osman Avcı’nın şiiri)
Baboya mehtup-2/
Babo nasısan, eyi misen?… Gene Fatiha’ya kavuştun, keyfin yerinde… Oraları bilmem amma… Buraları bura olmaktan çıkmış… Mezarıydan galksan, gafayı yersen… Öldürüye sevinirsen…/ Sıra geceleri bitti artık. Şindi Bitliste beş minare de yok. Hasangalasında caketim de galmamış… Hem Urfa dağlarında ceylanlar da gezmiy. Herkes: şak-şuka, şaka da - şuka söylüy…/ Ne mırranın, ne de gayfenin dadı galdı, Gayfenin nestlisi çıkmış, südü de içinde.Gaçak çay da hepden gaçak olmuş, Sallama içiyler…/ Torunun Şehmuz’la iftihar etmelisen, Aletirik Mehendisi çıktı. İş bulamadı, galdırım mehendisiyem diy. Galdırım da yok ya, çamırlarda debeleniy, duruy…/ Babo bi de telefon çıkmış, minnacık. Şalvarın cebine on tene siğar. Tele-fon amba teli, meli yok. Eyi bişey de çok yalan söylüy. Ben Siloyu tarlada görüyem, Aradığın gişiye ulaşılmıy diy. Ancaaa foturaf çekiy…/ Neyse babo, Dünya işleri bitmiy. Şindi bana müsade; Aşağı kepir tarlaya gidiyim. Golf oynuyacağım da… (…Berrin Akay’dan)
________________________________

(1) Enver Seyidoglu; Makale, “Dil ve gönül paslanırsa?!..,” Türkiye Gazetesi, 18.02.2007
2) Emre Kongar; Medya Notu, “Popüler Kültürün Egemenliği ve Pop Star Yarışması”,
E. Kongar Resmi internet Sitesi
(3) 4 - 5 Nisan 2007/www.memurlar.net




Hoşgeldiniz