Müzeyyen Senar’ın Hasta Yatağında, Semahat Özdenses’in Bakımevinde Olması ve Bu Tür Haberlerin Yansıtılma Biçimi… Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 5906 | En Son Okunma: 25.10.2014 - 18:57
Kategori: Toplum ve Müzik

Sanatçı/sanatçılarımıza gerek hasta yataklarında gerekse aramızdan ebediyete intikal ettiklerinde yazılan acıma ve de vefasızlık örneği içerikli yazıları yıllardır medyamızda okuruz. Çoğu da “hissiz dramatik ve de arabesk” yazılardır… Konu yardım etmekse bunun başka şekilleri bulunabilir… Bir nevi Paparazzi anlayışı sanatçının zor zamanlarında da yakasını bırakmıyor…

Yazı Başı:

Sanatçı/sanatçılarımıza gerek hasta yataklarında gerekse aramızdan ebediyete intikal ettiklerinde yazılan acıma ve de vefasızlık örneği içerikli yazıları yıllardır medyamızda okuruz. Çoğu da “hissiz dramatik ve de arabesk” yazılardır…

Niye yadırgıyoruz ki bir sanatçının yaşlılık zamanlarındaki yalnızlığını? O bu dünyanın doluluğunu zaten yeterince yaşadı. Ne olurmuş ebediyete göçerken insansız yalnızlığıyla bu dünyadan ayrılsa?..

Müziğin gündelik hayatımızdaki yerinin, kendi içimizde düşünülerek tesbit edilmesi ve bu tesbit neticesinde hayatımızda bu denli yer tutan herhangi bir sanat dalının hayatımızda eder ölçütü, gerek üreticisi, gerekse seslendiricisine verdiğimiz değerin ne olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Bir çok beste yapmış ve hatta yıllarca seslendirmiş-seslendirilmiş, üstelik çok tanınmış olabilir.
Eserlerinin veya sanatının icrasının maddi karşılığını aldı veya almadı. Aldı da iyi değerlendiremedi.
Ama sanatçı ve de tanınmış olmak, yaşlılık zamanlarında kişiyi yalnız kalmaktan kurtaramıyorsa geri dönüp bir şeyleri sorgulamak ihtiyaç gibi görülebilir.

Çaresiz yalnızlıkdaki bu sorgulama hiçbir şeyi çözmiyecektir.

Sevgi ve de yalnız olmama ipinin kopuş süreci nerde ne zaman başladı, nerde kertiklendi? Bilinmez. Ama o ipin bir kopuş süreci vardır ki çok iyi bilinir.

Sanatçının sanat düzeyiyle cenazesinin görkemi veya görkemsizliği arasında bir ilişki var mıdır?

İşte bu sorular ve geçmiş örnekler belli bir fikir edinmemizi sağlasa da yaşlılıkda yanıbaşında eş, anne, evlat, dost gibi bir canından başka pek de kimse bulunmayacaktır.

Son zamanlarında sanatçıya acımak, acır gibi yazılar yazmak, olsa olsa o yazıyı yazan kişinin ve okuyucusunun algılayış ve düzeyiyle ilgili bir tepki olduğunu düşünüyorum.

Kime ne yalnız veya parasız oluşu. Konu yardım etmekse bunun başka şekilleri vardır. Ama ya zavallı hale düşürülmesi…

Bu uzun girişi yapmamıza aşağıdaki gazete güpürü neden oldu:

””Müzeyyen Senar yatakta Özdenses bakımevinde…

Müzeyyen Senar nerelerde diye merak edeniniz var mı? “Aaa, sahi hastaydı galiba” diyenleriniz vardır eminim. Hayat öyle hızlı geçiyor ki, unutturuyor bazen bizim dışımızdakileri… Geçenlerde Bülent İpek arkadaşımız Müzeyyen Senar’ın kızı Feraye ile konuştu. Felç geçiren Müzeyyen Senar, artık Bodrum’da yaşıyor ve yatağa bağlanmış durumda. Feraye, Bülent’e “Annemin ses tellerinde de sorun var. Yani artık istese de şarkı söyleyemez. Ama bunu kendisine söyleyemiyorum” demiş. Müziğin divası, yaşayan en büyük ses, asırlık çınar Müzeyyen Senar artık yatağa bağlı. Ve birine bağımlı olarak yaşamak durumunda… Bir başka ünlü bestekarın hayata tutunma öyküsünü dinlerken, (Onu da aşağıda anlatacağım) Müzeyyen Senar’ı da hatırlayalım istedim… Müzeyyen Senar şanslı… En azından yanıbaşında evladı var. Sevgisine, ilgisine sarınabileceği, sığınabileceği bir canı var. Ama acaba başka arayanı, soranı var mı? (Belki bir tek Bülent Ersoy arıyordur.) Yaşayan bir efsaneyi hatırlayan bir yetkili var mı? Emin olun yoktur… Bu büyük yalnızlık sadece Müzeyyen Senar’ın sorunu değil… Unuttuğumuz kimbilir daha kimler var.

95 YAŞINDA VE YALNIZ
Ben, o efsane şarkının bestecisi hanımefendinin bir bakımevinde olduğunu Yılmaz Morgül’den öğrendim… Semahat Özdenses… ‘Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine’ şarkısının bestecisi… Morgül, hocası Feriha Tuncel ile birlikte ziyaretine gitmiş Özdenses’in. Bakımevi sahipleri Özdenses’in sağlık sorunlarından söz etmişler… Ameliyat olması gerekiyormuş. Ve Yılmaz’ın da cebinde evinin kira parası varmış, çıkarıp vermiş. Bu sayede ameliyat olabilmiş. (Hastane sadece ameliyat masraflarını almış) Sorun ne para, ne pul aslında. Biraz vefa, biraz sevgi belki her türlü derdi tasayı unutturur insana… En önemlisi yalnızlığını unutturur. Bugün 95 yaşında olan bir insanın da en çok insan sesine ihtiyacı vardır. Merak ediyorum; o muhteşem ‘Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine’ şarkısını konserlerinde defalarca okuyan bütün o şarkıcılar bu hanımefendiyi bir kez olsun hatırlamışlar mıdır? Hiç merak etmişler midir? Unuttuğumuz, yalnızlığa terk ettiğimiz daha kimler var acaba? Kaç kişi o kopkoyu yalnızlık içinde yürüyor? Birilerine bir ses, bir nefes olmak bu kadar zor mu? Müzeyyen Senar’ın tek geliri, SSK’dan aldığı emekli maaşıymış. Maddi olarak kimseye muhtaç değilmiş. Yani beklediği para-pul değil. Büyük usta Nejat Uygur’un da maddi anlamda birşeye ihtiyacı yok. Ama Başbakan’ın onu hastanede ziyaret etmesi, Ankara’dan İstanbul’a gelmesi için kendi uçağını kullanabileceklerini söylemesi, her şeyden çok moralin gerektiği o zor günlerde beklenilen en büyük destek değil de nedir? Neyse… Ben beklediğim güzel haberi (!) aldım sonunda. Umutlandım… Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, “Bodrum’a yolum düşerse, Müzeyyen Hanım’a mutlaka uğrayacağım” demiş.”” (Şengül Balıksırtı “Müzeyyen Senar Yatakta, Özdenses Bakım evinde” 04 Mart 2008 Sabah/Günaydın Gazetesi.)

Gültekin Oransay Kültür ve Turizm Bakanlığı 1. Müzik Kongresi’ndeki bildirisinde(1988) şöyle diyordu:

“Geçen yüzyılın sonlarında musiki başka bir bakış açısından yeniden tanımlandı. Musikinin bir toplumsal kurum olduğunun bilincine varıldı. Nasıl din, dil, ahlak, eğitim birer toplumsal kurumsa musiki de bir toplumsal kurumdur…Musiki, bugün toplum bilimi açısından tüketilen bir maldır…Musiki toplumbilimi bu konuları incelerken musiki tarihinden kaynak alır, gereç alır. Onların üzerinde çalışır. Fakat aslında şu yaşadığımız an tarihi bir anıdır. 10 yıl sonra bu konuştuklarımızın hepsi tarih olarak gözden geçirilecek ve biz tarih bilinciyle eğitilmişsek, şu anda olanları da bir tarihçi gözüyle değerlendirebilir ve toplum bilimsel araştırmalarımızda gereç olarak kullanabiliriz.

Size bir örnek vermek istiyorum: Bundan üç gün önce Cumartesi günü (11 Haziran 1988) saat 17’de Helen (Yunan) televizyonundan bir yerel belgesel yayın yapıldı. Bir bağda bulunan bir zaviyeye, tabii Ortodoks Kilisesinin bir zaviyesine, Aziz sarabantos Zaviyesine yılda bir kez çıkılıyormuş ve orada bir sığır kurban ediliyor. O yıl ilk kez eğerleme ve ilk üzerine insan binen atlar, ilk yarışlarını yapıyorlar. Bu arada çeşitli gösteriler var. Sözgelimi, bizim Ege’nin Zeybek havalarına benzeyen oyun havaları çalınıyor ve oynanıyor. Cumartesi günü bunu izlerken şuna tanık oldum: bir yerde –keşke filmini göstermek mümkün olsa- gerçekten irkildim. Bir geçit halinde iki Ortodoks Papazının önünden geçiliyordu. Bütün insanlar kadın, erkek, çoluk, çocuk hepsi papazın elini öpüyor ve kutsanıyordu. Arkadan atlar geldi. Her birisi papazın önünde durdu. Papaz açtı defterini, dualar okudu, hayvana dokundu ve gönderdi. Atlar gittikten sonra kurban edilecek hayvan geldi, o da kutsandı. Hayvanların arkasından beş tane çalgıcı geldi; bir trompet, bir klarnet, bir trampet, bir santur ve bir de keman. Bu beş çalgıcı bir sıra halinde başlarını öne eğerek papazlara sanki “bizi görmeyin” dercesine papazların önünden geçtiler. Papazlar da o sırada başlarını çevirdiler; biz sizi yok sayıyoruz diye…
Bu durum toplum bilimi açısından ne demek? Çalgıcının o toplumda belli koşullarda yok sayıldığını kabul ediyor.
Oysa bütün o televizyon izlencesi boyunca, şuna tanık olduk ki, o beş çalgıcı en başından sonuna kadar bütün tören boyunca orada müzik yaptılar…””

Ne dersiniz? Sanatçılarımızın son zamanlarını; -bizim olmasını istediğimiz, ama uygulamadığımız bir şekilde yaşayıp yaşamamasının nedenleriyle Gültekin Oransay’ın yukarıda anlattığı olayın bir ilgisi olabilir mi?
_____________________________________

Ayhan Sarı “Müzeyyen Senar’ın Yatakta, Özdenses’in Bakımevinde Olması’nın Yansıtılma Biçimi” www.musikidergisi.net




Hoşgeldiniz