Selanik’te Κlasik Kemençe… Erhan Bayram


Toplam Okunma: 2264 | En Son Okunma: 21.09.2017 - 23:53
Kategori: Araştırma Yazıları

Doğu Roma İmparatorluğundan sonra bölgede hakimiyetini sağlayan Osmanlı İmparatorluğu, hızla coğrafi olarak büyümüş, sınırlarının uzandığı en uç noktalara kadar kendi kültürünü, dolayısıyla müziğini götürmüş ve bu yerlerde yaşatmıştır. Sınırların genişlemesinin beraberinde gerektirdiği bir diğer unsur da yeni merkezlerin oluşturulması idi. Ortaya çıkan bu merkezlerden birisi de, İzmir’in büyük abisi olarak nitelendirebileceğimiz bir benzerliğe sahip olan, karsı kıyı; Selanik’dir.

Yaklasik 500 yıl Osmanlı şehri olarak kalan, bu süre zarfında Yahudi, Müslüman ve Rumların beraber yasadıgı bu güzel şehir, Balkan savaşları sırasında Yunan topraklarına katıldı ve şehir hızla değişmeye başladı. Bu değişim, Camilerin veya minarelerinin yıkılması, Türklerin ortadan kaldırılmaya başlanması ve şehrin göz bebeği olan, Osmanlı yapımı Beyaz Kule* nin sembolik olarak vaftiz edilmesi ile başladı. 1912’den bu yana Yunanistan yönetiminde bulunan Selanik, 500 yıl boyunca yaşadığı tarihin izlerini az da olsa korumuş ve bugüne kadar saklamayı başarmıştır. Minaresiz veya yarım minareli bir iki caminin ve tepedeki kalenin etrafındaki fazla boyalı Osmanlı sokaklarının dışında, Müzik’de kendine saklanacak bir yer bulmuş.

Selanik’te yaşayan muzisyenlerin ortak görüşlerinden birisi de, Türk Müziğini bu ulkenin yanı sıra genel olarak Selanik’te yapmanın zorluğu belki de çekingenliğidir. Fiilen Türk Muziği baskın olmasa da, şehirdeki bir kaç müzik okulunda, kütüphanelerinde, müzik marketlerinde ve enstrüman yapim atölyelerinde varlığını sürdürmektedir. Türk Müziğinin eğitimi dahi yapılan Selanik, büyük patron İstanbul’dan gönderilen bir misafiri de ağırlamaktadır yıllardır. Yapımı, icrası ve eğitimi dahi mevcut olan Klasik Kemençe, müzik adına şehrin zenginliklerinden birisidir.

Kemençe, bu bölgede; özellikle Akdeniz’de oldukça geçmişe sahip bir çalgıdır. Çok eskilere dayanan bu geçmiş, beraberinde çok çeşitli Kemençe türlerinin oluşmasına neden olmuştur. Ancak bu türler arasında bir kaç adım öne çıkan Kemençe ise, farklı kültürlerin harmanlandığı şehir İstanbul’un birleştiriciliğinde ortaya çıkan, yine İstanbul gibi bu zenginliği içinde tutan Klasik Kemençedir. Ne var ki zamanının popüler çalgılarından olan Klasik Kemençe, Yunanistan’da son 20 - 30 yıla kadar kaybolmaya yüz tutmuştu. Yıllar önce ülkeye adeta çıkarma yapan Bosphorus gurubu, başta Türk Müziği, arkasından İhsan Özgen ile birlikte Klasik Kemençenin sevilmesini, daha doğrusu büyük bir ilgi akımı sağladı. Politik koşullardan dolayı zamanında devlet tarafından yasaklanan Türk çalgıları ve Müziği bu şekilde tanıtılmış, sevdirilmiş oldu.

Bu rüzgarın Selanik’e uğraması ile şehirdeki değişimler, onyıllardır kalıplaşan genel kanıların yine bir gerginlik içerisinde gelişmesine neden oldu. Ancak yinede bugün Klasik Kemençe, yukarı çıkan bir grafik ile tanınmaktadır.

Selanik’teki iki geleneksel enstrüman yapımcısından biriside bu akımın peşinden gelmiş. Tasos Theodarikis, atölyesinde yaptığı ilk enstrüman, Baron Kemençe kalıbındaki Klasik Kemençe dir. İstanbul’a zaman zaman gelip giden Tasos, Kemençe ustalarının yaptıklarını takip ediyor ve buna göre uygulama yapıyor. Yapımında gelenekselliğin kritik öneme sahip olan bu çalgının usulüne uygun olması konusunda bilgilendirilen Tasos, takip ettiği yapım tekniklerini uygulamaktadır. Trakya Kemençesinin asıl yapımcısı olan lütiyer, kemençelerinin dışında diğer Türk enstrümanlarını da yapmaktadır.

Son yıllarda Klasik Kemençenin Selanik’de yaygınlaştığını söyleyen Tasos, Bosphorus gurubunun ve İhsan Özgen’in Yunanistan’da yarattıkları ilginin etkileri ve devamının yaşandığını eklemeden geçemiyor. Ayrıca, Yunanistan’da Politiki Lyra yani İstanbul Kemençesi olarak bilinen bu çalgıyı Türkiye’de olduğu gibi Klasik Kemençe olarak isimlendirmektedir.

Selanik’in, Yunanistan’da ki diğer şehirlere göre farklı olan duruşu, düzeni ve yaşayınca hissedilen “bize yakın” duygusu şehrin güzelliğine güzellik katmaktadır. İstanbul’da tohumu atılıp, hakkıyla Klasik oluveren Kemençe’nin, 500 yıl yaşanılan bu toprakta, aşılan zorlukların ardından yeniden yeşermesi ve yayılması, yüzümüzü gülümseten bir kaç iyi hadiseden bir tanesidir. Daha öncede bahsettiğim gibi, kritik öneme sahip “gelenekselliğin kesin surette korunması hususu” sağlandığı taktirde, sadece Klasik Kemençe değil, diğer miraslarımızıda koruyarak yaşatabilirz.




Hoşgeldiniz