Alaturkanın Alafrangalaşması… İnal Karagözoğlu


Toplam Okunma: 1985 | En Son Okunma: 23.11.2017 - 05:37
Kategori: Fikir Yazıları

TRT’nin ‘Alaturka Solist’ yarışması, çok yazık, adıyla bütünleşti…Türk müziğine yaygın olarak ‘alaturka’ (alaturka musiki, alaturka müzik) denmesi hadi bir ölçüde su götürür… Ne de olsa, bu söz, galat-ı meşhur niteliği kazanmış sözlerden biri. Bu yaygın ‘alaturka yanlışlık’ müzik çevrelerinde yapılmasın yeter, diyelim ve bu çevrelerin güçlenmesiyle ‘alaturka’ lafı toplum katında zamanla unutulur, diye umut edelim…

‘Alaturka müzik’ olgusuna bakışımda beni bu ödün verme, daha doğrusu pes etme noktasına getiren etmen, aslında, bu yarışmanın, adını hak etme yolunda günden güne daha da başarı göstermesi. Örneğin, yarışmacıların değerlendirilme ölçütünün müzikdışı alanları gereğinden çok kapsamasından tutun da saz heyetinin ‘vıyk vıyk’ diye sesler çıkarmasına kadar bir dizi alaturkalıklar…

Bilmiyorum, bu izlencenin yapımcısı kim… TRT’nin genelağ alanındaki “TRT Türk Müziği’ni geliştirmeye yönelik projelere imza atmaya devam ediyor” sözünden benim anladığım, ‘Alaturka Solist’ Yarışması TRT’nin yapımı. Bu ne demek? Bu alaturkalıklar hiç ama hiç yakışmıyor TRT’ye demek. Ya da, TRT bu duruma düşmüşmüş de haberimiz yokmuş, demek…

Yeri geldi de söylüyorum: Türk müziği saz heyetine ‘orkestra’ denmesi olacak şey değil!…

Niye?

Önce, orkestranın ne olduğuna bakıyorum:

Genel tanımıyla orkestra, üye sayısı çalınacak yapıta göre değişen bir çalgılar topluluğudur. Bir orkestra, bu değişken yapısı dolayısıyla, yalnızca çalgısal parçaları seslendirmek üzere kurulabileceği gibi, bir soliste, bir koroya ya da her ikisine birden eşlik etmek için de oluşturulabilir. Bu toplulukta yer alan her çalgının, her çalgı grubunun teknik özellikleri, tınıları değişiktir çünkü…

Sonra, orkestranın besteci açısından önemine bir göz atıyorum:

Orkestrayı oluşturan çalgıların, çalgı gruplarının teknik özelliklerinin, tınılarının değişik olması ne büyük zenginlik!… Besteci, işte bu değişiklikten, zenginlikten de yararlanır yapıtlarında: duygularını, anlatmak istediği konuları, bu topluluğun sağladığı olanakları da kullanarak koyar ortaya…

Sonra da dönüp Türk müziğinde kullanılagelen saz heyetine (çalgılar topluluğuna) bakıyorum; eğer orkestraya ilişkin yukarıda özetlediğim genel tanımlama doğruysa, Türk müziği saz heyeti hiçbir biçimde bir orkestra değildir.

Evet, epeydir özellikle kimi saz eserlerinin yorumlanması amacıyla türlü saz kümeleri oluşturuluyor, yeni anlayışlarla bestelenen saz eserlerinin çalınabilmesi için bu yola gidiliyor ama, bir soliste eşlik etmekten öteye hiçbir işlevi olmayan bir saz heyetine ‘orkestra’ demek pek doğru olmuyor. Dahası, saz sayısını arttırmayı, orkestra oluşturmanın tek ve yeter koşulu sanmak, kandırmacadan öte bir anlam taşımıyor…

Ve çalgılara yapay görevler vermek, hele de kemanlara abartılı kaydırmalar yaptırarak ‘vıyk vıyk’ diye sesler çıkarttırmak ne müziğimize değer katıyor ne de kulakta hoş etkiler bırakıyor.

Öte yandan, gönlüm, çalınıp söylenmesi türlü orkestralar gerektiren Türk müziği yapıtlarının ortaya konmasından yana, aklım da bunun olabileceğini söylüyor; ama bu orkestra komedisi oynandıkça, nasıl olacak bu iş? Kim anlayacak kim dinleyecek öyle yapıtları? Ve asıl önemlisi, hangi yürek yetecek öyle yapıtlar bestelemeye!?…

Sözü daha da uzatmadan ‘Alaturka Solist’ Yarışması’nın, bu adı hak etmede gittikçe daha da başarı göstermesi olgusuna döneyim: Yalvarıyorum, ne olur, orkestrası bir saz heyetine dönüşsün de zaten yarışma heyacanıyla titreyen gencecik sesleri sergilediği kerizlerle şaşırtmasın… Yarışmacılar, bu takımın ortaya saldığı cayırtlılar arasında ses yitirmeden kendilerini duyurabilmek için kan ter içinde kalıyorlar… Yine bu takımın, -yöneticisine değil de o sırada darbukacısı ile tefçisininden hangisi baskınsa ona uyan- koşuşturmalarını yakalamaya çalışırlarken usulü kaçırmayayım diye ölüp ölüp diriliyorlar… Bu durumu, yarışmacıların ceket uzunluklarının ölçüsünden verdikleri kiloya, kadınsılıklarından erkeksiliklerine kadar her şeyleri gören seçiciler kurulunu görmez mi?

*
TRT, yakın geçmişinde, İncila Bertuğ-Mehmet Güntekin ikilisinin sunduğu ‘Seyirname’ adlı bir Türk müziği izlencesini ortaya koymuş bir kurum… Bu yüksek düzeyli izlence, ‘reyting’ denen izlenme oranı canavarının elinden kurtulmaya çabalaya çabalaya yok olup gitti. Bugün TRT’nin genelağ alanına girer de Nisan 1999-Nisan 2008 dönemini kapsadığı belirtilen ‘arama’ yerinde bir arama yaparsanız o izlencenin tozunu bile bulamazsınız!… Ama şayet You Tube’a kilit vurulmamışsa http://youtube.com/watch?v=u_hFpL9RXFg ’de, Kemani Rıza Efendi’nin Tahir Buselik Peşrevi’nin bu izlencede sunulan o güzelim seslendirilişini izlersiniz.

Şimdi ben nasıl olur da, “Türk müziğine yeni sesler, yeni yüzler kazandıracağım” diye yola çıkan TRT’ye, en azından, “Örneğin, o kendi elinizle öldürdüğünüz izlencenin düzeyini yakalayın” diyebilirim?!… Hele de bu kurumun tepesinde bugünlerde kara bulutlar dolaşıyorsa…

İnal Karagözoğlu
Yarımca, 12 Nisan 2008

© 2008 İK
______________
Kaynak: www.ilgilik.net




Hoşgeldiniz