Konserlerde Zamansız Alkışlar… Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 6230 | En Son Okunma: 18.02.2020 - 07:21
Kategori: Fikir Yazıları, Konserler, Yazarlarımız: A.Sarı

Bu yazıyı ilgisini çekip de okumaya başlayan hemen herkes, gerek geleneksel Türk, gerekse çoksesli uluslararası sanat müziği(*) koltuk konserlerinde hiç olmayacak yerde, seslendirici ve izleyici konsantrasyonunu bozan cılız alkış seslerine tanık olmuştur. Bu duruma oda müziği veya senfonik müzik konserlerinde eserin bölüm arasında, geleneksel Türk müziği konserlerinde ise şarkı-türkü arasında tanık olunmaktadır.

Nedir bölüm arası? Bir müzikal formun arasında soluklanma…

Nedir şarkı-türkü arası? Ortalama 5-10 saniye süren bir geçiş süreci.

Bu türlü tatlı ironilerin yaşanmaması, tabii bir süreç gerektiriyor ama sadece ve sadece şu basit birkaç bilginin bilinmesi gerekiyor:
Geleneksel Türk müziği koltuk konserleri genellikle belli bir tonalite(**), ritm ve duygu zinciri bütünlüğünde oluşturulmuş bölümlerden meydana gelmektedir.

İster senfoni-konçerto, isterse sonat vs. olsun; bu eserlerde bölüm araları vardır. Senfoni dört, konçerto üç bölümdür ve basit anlatımla yürük-ağır-yürük veya tatlı-esprili yürük şeklinde üç-dört bölümün arasındaki 5-10 saniyelik boşluklardır bunlar.

Acaba öğrenilmesi çok zor bilgiler mi bunlar? Sanmıyorum.

Benim kişisel olarak hatırlama yaşam sürecime göre ortalama 25 yıldır aynı sorun konser salonlarında yaşanıyor. Olayı her ne kadar kendi içimizde empati yaparak açıklamaya çalışsak da, sonuçta yine kültürel bir sorun:

O müziği dinlemeye gelen kişi zaten sevdiği için, ilgili duyduğu için geliyor.

Ama her konserde de, basit alkışlama refleksi bilincini kavrayamamış birkaç seyirciye mutlaka tanık olunuyor.

Basit mantıkla düşündüğümüzde yanlış yerde alkışlayan o kişilerin konser salonuna gelmesi bile “onların müziğe olan ilgisinin kanıtı” şeklinde karşımıza çıkıyor. Kızamıyoruz…

Gelmeleri hoşumuza gidiyor ama o bölüm arasındaki alkışları da konsere olan konsantrasyonumuzu bozuyor,  O el çarpma hareketinin ne zaman yapılacağını bilmeyen  meraklı ve de sevimli müzik izleyicilerimiz her zaman, salondaki  hoş ve naif varlığını hissettiriyor.

Aslında bu müzik kültürünün daha orta öğrenim yılları sırasında kişiye verilmesi gerekiyor.

Kentleşememiş kentlilerin uyum sürecini bizler daha çok yaşayacağız. Bunları her alanda görüyoruz. Onların sokağa peçete atmadıklarını, silah çıkarıp “havaya ateş edeceğim derken” birilerini öldürmediklerini de biliyoruz.

Sorunumuz bu kadar ağır değil…

Sadece gerek geleneksel Türk, gerekse çoksesli uluslar arası müzik koltuk konserlerinde yaşanan bölüm arası alkışlar bizi rahatsız eden…

Ne yapsak?

Faruk Yener’in “Müzik Klavuzu” isimli kitabını bedava mı dağıtsak…
(GTSM için bir konser klavuzu dağıtamıyacağız, çünkü yok…)

Yoksa konser salonlarımıza tıpkı şu anda varolan “exit” levhaları gibi üzerinde çarpı işareti olan “alkışla veya alkışlama” şeklinde ışıklı levhalar mı yerleştirsek….

________________________

(*) Şu sıralarda Türk müziği, TSM, THM, Batı müziği gibi adlandırmaların yerine ne koyabileceğini tartışıyor şimdiki müzik uğraşanlarımız. Biz 1980′lerde de tartışıyorduk… :)

(**) makam mı desek, ayak mı? İşte yine eski sempozyumlarda vesairelerde  tartıştığımız, sonuca ulaştırılamadan bugüne sarkmış, adlandırma sorunlarından bir tanesi…




Hoşgeldiniz