GTSM Makam ve Ses Adlandırma Tartışmaları Üzerine(3)… Ömer Tulgan


Toplam Okunma: 1726 | En Son Okunma: 21.11.2017 - 07:21
Kategori: Cevabi Yazılar

Dergimizde daha önce yayınlanan ses adlandırmaları konulu yazılar http://www.musikidergisi.net/?p=57http://www.musikidergisi.net/?p=85 üzerine (ilk yazıya cevaben) gönderilen bir yazıyı yayınlamak isterdik. Ancak yazının yazım ve hitab şekli olarak yayına uygun olmaması nedeniyle yayınlayamamıştık. İlgili kişi yazısını daha sonra kendince düzelterek kendi sitesinde yayınladı.  Gerçi yazı, genel yayın ve dergimiz içerik kriterleri gözönüne alındığında kendi sitesindeki şekliyle bile yayınlanamazdı.  Dergimize gönderilen ilk yazıyı özel olarak isteyen olursa gönderebileceğimizi ayrıca belirtmek isteriz. Musiki Dergisi yayınlanabilir ölçütlerde her türlü cevabi yazıyı yayınlamaya hazır olduğunu geçmiş örneklerde olduğu gibi uygulayarak kanıtlamıştır. Aynı gruptan olduğu anlaşılan sayın Ömer Tulgan’ın göndermiş olduğu aşağıdaki yazıda, ilgili kişilerin savundukları konuya ve sorulan sorulara açıklık getirildiği izlenimi edinilemiyorsa da, tüm bu tartışmalara cevabi olarak yazıyı bilgilerinize sunuyoruz.    Musiki Dergisi

Degerli Dostlar,

Şahsen ben, yayın hayatına yeni atılan “Musiki dergisi” ile daha iyi koşullarda tanışmayı arzu ederdim.

Tanışmamız, makam musikisinin bilimsel sorunları ile ilgilenen biz bir grup arkadaşın ciddi calişmalarının ürünlerinden birini, “Ra-Dü-Se ile solfej” önerimizi açıklamamıza karşı, derginin yöneticisi sayın Dr. Ayhan Sarı’nın yazdığı yazı vesilesi ile oldu. Nedense yazar, bizlere karşı kanaatimce asgari saygı sınırlarını aşan saldırgan bir dil kullanmayı tercih etmiş, ancak asıl tartışma konusu yaptığı önerimiz ve bunun gerekçeleri hususunda, hafif bir tabirle, “pek az” şey yazmıştı.

Bu durumda pek tabii olarak doğan cevap hakkımızı kullanmak üzere, Ra-Dü-Se Sofejini ilk bulan Mustafa Kemal Karaosmanoğlu arkadaşımız cevabi bir yazı yazdı, konuyu bizim açımızdan açıkladı. Ancak cevap hakkımızı kullanmamıza da izin verilmedi ve yazıya dergide yer verilmedi. Bununla yayıncılık etiği daha da ağır biçimde ikinci kez çiğnenmiş olmaktadır. Ama buna karşılık sayın Dr. Sarı, yayınlamadığı yazıya karşı kendi cevabını yayınlamaktan da geri durmadı.

Açıkçası, musikimizin devasa sorunları bir yanda dururken, etik sorunları ile uğraşmak zorunda kaldığım için bendeniz hicap duyuyorum. Bu nedenle hemen konunun içeriğine geçmek istiyorum: Sayın Dr. Sarı saldırı hedefi yaptığı önerimiz karşısında, bu konuda kendi görüşünün, kendi önerisinin ne olduğunu belirtmemektedir:

Temel sorun şuradan çıkıyor: Makam Musikisi, farklı ahenklere göre relatif frekans değerli perdelerle icra yapmakta, ama günümüzde bunu aynı anda mutlak frekans değerleri üzerine kurulu Batı Müziği’nin notasyon sistemi ve terimleri ile ifade etmeye çalışmaktadır. Bundan doğan çelişkinin, yapılacak saptamalar ve tanımlamalarla şu ya da bu şekilde bilimsel bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Sayın Dr. Sarı’nın bu sorunun çözümü için önerisi nedir?

Sayın Dr. Sarı’nın (yayınlamadığı cevaba cevabındaki) “Denseydi ki ‘tüm notalarımızı dünya müzisyenlerinin anladığı bir notasyon sisteminde yeniden yazalım’ bir şey demiyecektik” sözlerinden, “notalarımızı dünya müzisyenlerinin anlaması” sorununa herşeyden daha fazla değer verdiğini anlıyorum. Bu görüşü ben benimsemiyorum; ama peki, soruna bu açıdan bakalım:

Bugün Batı Müziği dünyasından bir müzisyen, Makam Musikisi icra eden bir udi’ye “bir ‘Re’ ver” dese, udi onun anlayışına göre “La” sesini çalacaktır. Dahası, aynı şeyi bir neyzene söylese, neyzen kendisine “Hangi ney’le? Mansur’la mı, Kız’la mı, Sipürde’yle mi?” diye soracaktır… Sorun çok açık değil mi? Bu sorun Sayın Dr. Sarı’nın, (birinci suçlayıcı) yazısındaki ” Hali hazırda uluslararası ölçek ses olarak kabul edilen bir tane la vardır. O da piyanonun la5’i dir. Hiçbir müzisyen de bu sesin frekansını sorgulamaz.” şeklindeki sözleriyle ortadan kalkmamaktadır.

Hamama giren terler, madem ki bu konudaki tartışmaya (hem de suçlayıcı bir dille) girmiştir, sorun karşısındaki tavrını da belirlemek durumundadır:

Sayın Dr. Sarı, Makam Musikisi’nin ahenk sistemini red mi etmektedir? Bunun yerine (tüm sonuçlarıyla) Batı Müziğindeki gibi sabit mutlak frekansların belirlenmesinden mi yanadır?

Hemen belirtmeliyim ki bizler, bu tür Batı Müziği merkezli bir çözümü Makam Musikisi’nin özünü yitirmesi olarak gördüğümüzden benimsemedik. Bu yönü reddettiğimiz içindir ki, soruna “Ra-Dü-Se solfeji” diye tartışılan sistemle bir çözüm bulmaya çalıştık:

Kanaatimce aslında sorunun çözümü Makam Musikisinin kendi geleneğinde gizli - perdelerimizin geleneksel adları var: Rast, Dügâh, Segâh v.b. Portede beli pozisyonlardaki notalar, belli bir piyano tuşunun değil, farklı ahenklerde farklı ses frekansları ile icra edilen, ama aralarındaki melodik ilişki ayni kalan, adı sanı belli perdelerin karşılığı. Sayın Karaosmanoğlu’nun Ra-Dü-Se solfeji de işte bunu, bu perde adlarını solfejde kullanıma elverişli tek hecelerle simgeleyerek dile getiriyor. Bir koroya yeni gelen, makam musikisi ile yeni tanışan kimse, bu solfejle birlikte daha baştan hem “ahenk” gerçeği ile hem de perdelerimizin geleneksel isimleri ile tanışmış oluyor.

Makam Musikisinin sorunları elbette bundan ibaret değil. Tüm bu sorunları ayrı ayrı ele alıp, sağlam bir gelenekte temellenen köklü bir reformun yolunda ilk adımları atmak gerek. En uzun yolculuk da ilk adımı atmakla başlarmış… Kim bilir, derli toplu, tutarlı bir makam nazariyatı yolunda atılacak ilk adım belki de perdelerde Rast, Dügâh, Segâh, ahenklerde de Bolahenk, Davut, Şah, Mansur kavramlarını hatırlamak, ve bunun pratik bir yan ürünü olarak Ra-Dü-Se solfejini öğrenip özümsemekle olur…

Elbette sayın Dr. Sarı geleneksel ahenk sistemini reddetmek gibi bir tez ieri sürmüş değil: O hiç bir tez ileri sürmüş değil… Belki geleneksel ahenk sistemini o da benimsiyordur, onu reddetmeye o da karşı çıkıyordur, yazmadığından bilemiyoruz… Ancak şayet öyle ise, bu durumda da “Ahenge bağlı relatif frekanslı perde / Batı notasyonunun gerektirdigi sabit frekanslı perde” sorununa başka nasıl bir cözüm önerdiğini belirtmek durumundadır.

Bendenizin kanaati şudur ki, sayın yazar bu konuda düşünen, tartışan, öneri geliştirmeye çalışan insanlara saldırmak yerine, bu sorunlar üzerine kafa yorsa, çözüm üretmeye çalışsaydı, ya da en azından bu tartışmaya yapıcı bir ruhla katılıp, yapılan önerileri bilimsel bir eleştiriye tabi tutsaydı, zayıflıklarını somut şekilde ortaya çıkarsaydı, çok daha hayırlı bir iş yapardı.

Saygılarımla efendim.

Ömer Tulgan, Berlin




Hoşgeldiniz