Ertuğrul Özkök’ten Beklenen Özür Yazısı Geldi… Dr. Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 3569 | En Son Okunma: 21.09.2017 - 12:46
Kategori: Basından, Cevabi Yazılar, Yazarlarımız: A.Sarı

Sayın Özkök beklenen özür yazısını köşesinde yayınladı. Ama yazısında o kelimeleri kullanırken gerçekten ne anlatmak istediğini yazmadı. Uçakta dinlediği müzik nasıl bir müzikti? Kimler icra ediyordu? Hürriyet gibi bir gazetenin Genel Yayın Yönetmeni kimliğinde olan yazarımızın, bu müziğin kimliğini öğrenmesi ve açıkça yazması çok mu zordu? Tabi ki değil. Özür yazısında bile Türk müziği uğraşanlarını tatmin edecek bir açıklama yapamadı. Hani derler ya “ilk düşüncen doğrudur” diye. Sayın Özkök’ün Türk Müziği deyiminden ne anladığını açıklaması gerekiyor…

 Yazı başı:

Ertuğrul Özkök’ten Beklenen Açıklama Geldi…

26 Eylül 2007 tarihli Musiki Dergisi yazımızda şöyle demiştik.

“23 Eylül 2007 Tarihli Hürriyet Gazetesinde, Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün uçağın inişi sırasında dinlediği müziği “öldürücü ağır Türk müziği” olarak nitelemesinin GTSM camiasında infial yarattığı gözlenmektedir.

Yazar, müzik camiası dahil halk dilinde kullanılan iki kelimeyi (Türk müziği) geniş anlamlı olarak –gerek bilinçli, gerek bilinçsiz, belki de hesaplı!- ilgili çevrelerin tepkilerini çekme pahasına, köşe yazısında yayınladı. İşin ilginci “Türk müziği” deyiminden sadece GTSM uğraşanları alındı. Oysa Türk müziği, Türkiye’de yaşayan ve yaşamış olan tüm müzikleri içine alan bir deyimdir.

Müziğimizde yıllardan beri yaşadığımız müzik terim ve deyim problemlerimizin açığa çıkmasında bundan daha güzel bir örnek olamazdı.

Ertuğrul Özkök hangi Türk müziğini kastetmişti?
Kayahan’ın, Sezen Aksu’nun vs. yaptığı müziği mi? Adnan Saygun’un müziğini mi? Aşık Veysel’in müziğini mi? Dede Efendi’nin müziğini mi? Avni Anıl’ın müziğini mi, Hüsnü Şenlendirici’nin müziğini mi? Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

Ama bir şey mümkün değil.
O da Ertuğrul Özkök gibi bir yazarın anlatmak istediğini anlatamaması…
Sayın Özkök’ün bu yazısının sonunda kullandığı “o öldürücü ağır Türk müziği” deyimininden neyi kastettiğini açıklaması gerekiyor.
Aksi takdirde Türkiye’de bir takım sığ bakış açısına sahip kelime dağarcığı ve anlayış-anlatım gücü yoksunu kişilerin yaptığı gibi, kullandığı kelimeleri seçemiyen bir yazar durumuna düşmekten kendini kurtaramıyacaktır.”

Sayın Özkök beklenen özür yazısını köşesinde yayınladı. Ama yazısında o kelimeleri kullanırken gerçekten ne anlatmak istediğini yazmadı. Uçakta dinlediği müzik nasıl bir müzikti? Kimler icra ediyordu? Hürriyet gibi bir gazetenin Genel Yayın Yönetmeni kimliğinde olan bir yazarımızın bu müziğin kimliğini öğrenmesi ve açıkça yazması çok mu zordu? Tabi ki değil. Özür yazısında bile Türk müziği uğraşanlarını tatmin edecek bir açıklama yapamadı. Hani derler ya “ilk düşüncen doğrudur” diye. Sayın Özkök’te de bu hissediliyor. Özet olarak şöyle diyor açıklama yazısında :

“Bu kadar sevdiğim, saydığım, gazeteci, müzisyen aynı şeyi söylüyorsa, bunu dikkate almak zorundayım…Demek ki ifademde vahim bir hata olmuş… Çünkü niyetim gerçekten Türk müziğini eleştirmek değildi…
THY’de son zamanlarda çok sık işittiğim bir şikáyeti dile getirmekti… O nedenle çok açık ve samimi olarak şu duygularımı yazıyorum:
İstemeden yanlış bir ifade kullandığım, Türk müziğine büyük bir ayıp ve haksızlık ettiğim için, bütün müzisyenlerden, Türk müziğini sevenlerden özür diliyorum.”

Ama niye detaya girmiyor, ayrıntıları, sadece bir müzik dinleyicisi olarak, keyfini o kelimeleri kullanacak kerte bozan müzik hakkında ayrıntıya dayanan fikirlerini neden yazmıyor?
 

Edindiğimiz izlenim şu: Sayın Ertuğrul Özkök “Türk müziği” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyor.

Çünkü bu deyimden ne anladığı anlaşılmıyor. Ebru Gündeş diyor, pop müziği diyor, arabesk diyor. Sıradan bilinen deyimlerle “TSM-THM” , “çoksesli uluslarası Türk müziği” demiyor. “Türk müziği” diyor. Ve hala deyiminde ısrar ederek Türk müziği uğraşanlarından özür diliyor. Gelen asıl tepkileri temsil eden geniş kitlenin kimliğini araştırmıyor. Bu  “Türk müziği” deyiminden, öncelikle “klasik veya günümüz Türk Sanat müziği”, “sonra diğerleri” anlamını çıkardığının bilincine varamıyor.

Ülkemizde varolan kavram kargaşalarından biri daha yaşandı.
Bunu bulunduğu düzeyde müziğimiz açısından bizlere yaşattığı için sayın Özkök’e teşekkür mü etsek acaba?…

Yazı aslını sunuyoruz:
Ertuğrul ÖZKÖK
Uçakta tebliğ edilen protesto

GEÇEN cumartesi uçakla Bodrum’a gidiyordum. Bizi uçağa götüren araçta Suavi’ye rastladım.

Bir ara yanıma gelip bir konuyu konuşmak istediğini söyledi.

Elinde bir dosya vardı.

“Bunları size bir mektup olarak yazacaktım. Ama burada görünce sözlü olarak anlatayım” dedi.

Sonra elindeki dosyayı açtı ve içinden üç sayfalık bir metin çıkardı.

Metin, MESAM Yönetim Kurulu’nun son toplantısında alınan kararlardı.

Kararlardan biri beni ilgilendiriyordu.

Altındaki imzalara baktım.

Orhan Gencebay’ın da aralarında bulunduğu, saygı duyduğum çok sayıda müzik insanının adını gördüm.

* * *

Karar, geçenlerde yazdığım bir yazıyla ilgiliydi.

“Havuz sorusu” başlıklı yazımda, Türk Hava Yolları uçaklarında çalınan müziği eleştirirken, Türk müziği hakkında da aşağılayıcı bir ifade kullanmışım.

Bu ifade, Türk müziğiyle uğraşan insanları hem üzmüş hem sinirlendirmiş.

Aralarında e-posta zincirleri kurulmuş.

Beni protesto eden çok sayıda e-posta gönderilmiş.

Sonunda konu MESAM’ın yönetim kuruluna kadar getirilmiş.

Burada bir mektup yazarak bu protesto duygularının iletilmesi kararı alınmış.

Suavi çok sevdiğim bir müzisyendir.

Çok da zarif bir insandır.

Bana söylenecek her şeyi söyledi.

Ve bunu çok da zarif biçimde yaptı.

Üslup zarafeti, mesajdaki üzüntü ve protesto duygusunun ağırlığını da hiç kaybettirmedi.

* * *

Bir saniye bile düşünmeden Suavi’ye şunu söyledim.

“İsterseniz mektubu gönderin. Ama ben mesajı aldım. Yönetim kurulundaki arkadaşlarınıza aynen şu mesajı iletiniz. Haklılar. Ben kastımı ve niyetimi aşan bir ifade kullanmışım. Kastım elbette Türk müziği hakkında genelleme yapmak değildi.”

Yanımda bulunan iPod’umu gösterdim.

“Bakın içinde 3 bine yakın şarkı var ve bunun üçte birine yakını Türk müziği” dedim.

Türkiye’de genç Türk popçular hakkında yazı yazma cesaretini gösteren ilk genel yayın yönetmeni benim.

Çevremde birçok gazeteci, “Genel yayın yönetmeni böyle meselelerle uğraşır mı” diye eleştirirken, bütün kariyerim boyunca, genç yaşlı, önemli önemsiz demeden kendimce başarılı ve iyi gördüğüm bütün Türk müziği sanatçılarına destek verdim.

Sadece pop müzikçileri değil, türkücüleri, klasik müzikçileri, bir zamanlar Türk entelijansiyası tarafından “arabesk” diye küçümsenen Orhan Gencebay’ları, Ercan Turgut’ları, Ferdi Tayfur’ları da yazan benim.

Fantezi müzik diye hafife alınan Ebru Gündeş’leri de yazan yine ben…

* * *

O yazının çıktığı gün beni ilk arayan, damadım Ercan Saatçi oldu.

“Genelleme yapmanız yanlış olmuş. Ayrıca THY’de çalınan Türk müziği değil” dedi.

Daha o telefonu kapatırken Doğan Hızlan aradı.

“Bu yazın yanlış olmuş, buna karşı çıkan bir yazı yazacağım” dedi.

Bu kadar sevdiğim, saydığım, gazeteci, müzisyen aynı şeyi söylüyorsa, bunu dikkate almak zorundayım.

Demek ki ifademde vahim bir hata olmuş.

Çünkü niyetim gerçekten Türk müziğini eleştirmek değildi.

THY’de son zamanlarda çok sık işittiğim bir şikáyeti dile getirmekti.

Nitekim geçen cumartesi Hürriyet’te, “Bu şikáyetlerin artması üzerine şirketin bir kurul oluşturacağı” haberini okudum.

Tabii bu benim için hafifletici bir neden olamaz.

O nedenle çok açık ve samimi olarak şu duygularımı yazıyorum:

İstemeden yanlış bir ifade kullandığım, Türk müziğine büyük bir ayıp ve haksızlık ettiğim için, bütün müzisyenlerden, Türk müziğini sevenlerden özür diliyorum.

Sevgili Suavi, mesajı tam almış mıyım?..

Yok yine mektubu göndereceğim diyorsan, ona da itirazım yok.

Ama lütfen sizler de THY’de çalınan müzikler hakkında fikrinizi söyleyin.

Yolcu şikáyetçi, hancı ne düşünüyor bilmek istiyorum.

02 Ekim 2007 - Hürriyet

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7402163&yazarid=10




Hoşgeldiniz