THY ve Diğer Uluslararası İşleve Sahip Kurumlarımızda “Türk Müziği Danışmanları” Kadrolarının Açılması Zamanı… Dr. Ayhan Sarı


Toplam Okunma: 5287 | En Son Okunma: 21.09.2017 - 12:36
Kategori: Basından, Cevabi Yazılar, Fikir Yazıları, Kültürel Öneriler, Yazarlarımız: A.Sarı

Yıl 1981, Türkiye’nin ilk Müzikoloji Bölümünün(o zaman Ege Üniversitesi, Şimdi Dokuz Eylül Üniversitesi-Güzel Sanatlar Fakültesi) ilk öğrencileriyiz. Eskişehir Anadolu Üniversitesi-İletişim Bilimleri Fakültesi’nce düzenlenen 1.Türk Müziği Kurultayı’na hocamız rahmetli Prof.Dr. Gültekin Oransay tarafından seçilmiş birkaç öğrenci olarak gittik. Toplantı fuayesine girdiğimizde fonda çalgısal arabesk müzik çalıyordu. Tabii ki yeni yetme öğrenciler olarak yadırgadık ve duruma el koyduk. Müzik değiştirildi. Daha sonraki meslek hayatımda katıldığım uluslar arası resmi toplantılarda bu ve bunun gibi bir çok olaya tanık oldum. Kimi zaman bir Cumhuriyet Bayramı, kimi zaman yurt dışındaki bir konsolosluğumuz, kimi zaman da uluslar arası kimliğe sahip bir özel sektör kuruluşumuz resepsiyonlarında fonda çalınan müziklerin ulusal kimliğimizi aktarmada yetersiz ve kişiliksiz kaldığını gördük.

Çünkü bu gibi ortamlarda dinletilecek müzikleri orada görevli bulunan sıradan bir ses düzencisi veya görevlendirilen müzik grubu keyfine göre belirlemekteydi. Toplantıyı düzenleyenlerin de toplantı sırasında fonda dinletilecek müziği seçmenin, kimliğimizi yansıtmada ne derece önemli bir unsur olduğunun hassasiyetiyle ilgilenecek bakış açıları yoktu.

Hala da yok.

Bu türlü toplantılarda katılımcılara fonda dinletilen müziğin, ulusal kimliğimizin kültürel imajında ne derece etkili olduğunu yöneticilerimiz görmezden geldiler veya bunun bilincinde bile değildiler. Nasıl olsunlar ki? Onlara da böyle bir eğitim verilmemişti.

Çünkü onlar da Türk müziği deyiminin gerek anlam, gerekse müzik seçimi olarak neyi ifade ettiğini bilmiyorlardı.

Devlet anlayışımızda Türk müziğinin ne olduğu sorusu tam bir muamma olarak karşımıza çıkmaktadır.

Türk günü veya benzeri etkinliklerde geleneksel sanatlarımız ön plana çıkarken müziğimizin çağdaş boyutunu yansıtacak müzik ürünlerimiz konusunda farkına varılamıyan bir cehaletin içinde bulunulduğu gözlenmektedir.

Türk müziği gerçekten geniş bir çalışma alanını içinde barındırmaktadır. Bunu anlıyabilecek, bu konuda kendini yetiştirmiş Türk müzik danışmanı kadrolarına ihtiyacımız var.

Var olmasına var da; öncelikle, böyle kadroların bir gereksinim olduğunun kültürel bilincinde olan Devlet adamlarımıza ve bu bilinci anlıyabilecek kafa yapısının oluşturulmasına daha çok ihtiyacımız var.

Görüldüğü gibi Türk müziğinin ne olup ne olmadığı ve nerde, nasıl lanse edilmesi gerektiği gibi konuların önemi, gün geçtikçe kendini daha çok hissettirir duruma gelmiştir.

Uzlaşmamız gereken konulardan birisi de müziğimizin boyutları ve bu boyutlarla uluslar arası arenada kendimizi nasıl tanıtacağımızdır.

Dönemin meşhurlarıyla belirleniveren Popüler seçimlerin çözüm olmadığı görülmektedir.(ör: Beyaz Kelebekler, Moğollar, Mercan Dede, Hüsnü Şenlendirici, Anadolu Ateşi vs).

Geleneğin otantik boyutunun sergilenivermesi işin kolayına kaçmaktan başka bir şey değildir. Takdirden ziyade kültürümüzün nostaljik boyutu hakkında bir imaj vermektedir ki hafif bir mutluluk ve hayranlık tebessümü uyandırma intiba’ından öteye gitmez.

Geleneğin günümüzdeki yansımasının uluslar arası kulaklara sunulması ayrı bir duyum ve beceri alanıdır.

Bunu da sıradan müzik beğenisine sahip Devlet adamlarımızın tercihinden ziyade Devletimizi temsil edebilecek “Türk müzik danışmanları” yoluyla sağlamak daha yararlı olacaktır.

Biliyoruz ki imaj olgusu küçük ayrıntılarda gizlidir.

Bu gizlerden biri de müziğimizdir…




Hoşgeldiniz